İnancınız size gerçekten huzur mu veriyor, yoksa sürekli bir tedirginlik mi?

 


İbadet kisvesi altında insanı içeriden kemiren, her adımda omuzlarına suçluluk yükü bindiren o görünmez mahkemeden bahsetmek lazım asıl. Çünkü bizim buralarda din, inanç ya da maneviyattan çok, bir "hizaya getirme" ve "kontrol etme" sopasına dönüştürüldü ne yazık ki. Beşikten mezara kadar kulağımıza fısıldanan o korku iklimi; Allah’tan ziyade komşunun, mahallenin, akrabanın ne diyeceğiyle şekillenen yapay bir ahlak havuzu yarattı.

Sürekli tetikte bekliyorsun. "Bunu yaparsan günah olur, şöyle yaşarsan eller ne der, bu giysi göze batar, bu fikir fazla gelir." Oysa insanın yaradanıyla ya da kendi vicdanıyla kuracağı o en saf, en masum bağ; bu mahalle baskısının dişlileri arasında ezilip gidiyor. Ortada ne huzur kalıyor ne de gerçek bir maneviyat; geriye sadece her an suçlu hissetmekten felç olmuş bir ruh ve sürekli birilerini memnun etme zorunluluğu kalıyor.

İşin en acı kısmı da bu zaten. Sana ait olması gereken o kutsal ve içsel alan, başkalarının parmak salladığı bir denetim masasına dönüşüyor. "Ahlak" dedikleri şey, insanı insan yapan merhameti, vicdanı ve samimiyeti beslemek yerine; herkesin birbirini gözetlediği, kusur aradığı kapalı bir devre sisteme hizmet ediyor. Kendi iç sesini dinlemek, "Ben gerçekten neye inanıyorum, neyi hissediyorum?" diye sormak büyük bir lüks haline geliyor. Çünkü bunu sorguladığın an, o kalabalık koro hemen üstüne çullanıyor: "Dinden çıktın, yoldan sapıtın, düzeni bozuyorsun."

Oysa gerçek inanç, insana korku salmakla değil, içini hafifletmekle başlar. İnsanı köleleştiren, her hareketini suç haline getiren o karanlık mekanizma, inancın o arı ve duru özüne en büyük ihanettir. Bir insanın kendi vicdanıyla baş başa kalmasından, kimseden korkmadan, sadece hakikatle bağ kurmasından daha büyük bir özgürlük olamaz.

Belki de en büyük cesaret, o sahte günahkarlık psikolojisini ve üzerimize giydirilen o korku gömleğini yırtıp atabilmektir. Çünkü ne başkalarının biçtiği o riyakar kalıplar senin ruhunu kurtarabilir ne de o sürekli suçluluk duyarak geçirdiğin ömür sana gerçek bir huzur getirebilir. Bırakın o mahalle mahkemeleri kendi ellerinde boğulsun; insanın kendi içindeki o sessiz, temiz ve riyakar olmayan hakikatle buluşma vakti çoktan geldi de geçiyor bile.

 Zihnimizi esir alan o görünmeyen alem masallarını ve bize ezberletilen o korku tiyatrosunu derinlemesine ele aldığımız yazıya da mutlaka göz atmalısın:

👉 Üç Harfli Hikâyeleriyle Zihni Hapsedenler: Görünmeyen Alem Korkusunun Anatomisi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"İlk Kez Gördüğümüz Birini Neden Yıllardır Tanıyor Gibi Hissederiz?"

​Arkeologların Masa Başında Unuttuğu Gerçek: Göbeklitepe Aslında Bir Korku Filmi miydi?

"Aydınlığa Giden Yol Neden Kendi Karanlığımızdan Geçer?

"Rüyaları Neden Unuturuz? Zihnimizin Perde Arkasındaki Sır