Doğmadığın Bir Yılı Özlemek Mümkün mü? Zihnin En Garip Yanılsaması: Anemoia


 Çayını, kahveni kapıp geldiysen gel seninle yine zihnin o en kilitli, en garip odalarından birine girelim.

Hiç durup dururken, 1970’lerin hiç gitmediğin bir sahil kasabasının fotoğrafına bakarken ya da 80’lerden kalma loş bir plak kaydını dinlerken içinin cız ettiği oldu mu? Hani sanki o yıllarda yaşamışsın, o sokaklarda yürümüşsün, o ahşap kokulu evlerde sabahlamışsın da sonra bir şekilde bugüne fırlatılmışsın gibi bir his... Ama işin komik ve tekinsiz tarafı şu: Sen o yıllarda dünyada bile yoktun.

İşte edebiyatın ve psikolojinin bu garip, omuz sıkıştıran hisse verdiği çok özel bir isim var: Anemoia. Yani hiç yaşamadığın, deneyimlemediğin bir zamana ve geçmişe duyduğun o derin, gizemli özlem.

Peki ne oluyor da zihnimiz bize bu oyunu oynuyor? Neden doğmadığımız yılların nostaljisini çekiyoruz?

Zamanın Şimdiki Zamandan Kaçış Tuzağı 

Bugün her şey çok hızlı, çok gürültülü ve aşırı dijital. Zihnimiz sürekli bildirimlerle, gelecek kaygısıyla ve bitmeyen bir koşturmacayla bombardment altında. İşte tam bu anlarda beyin, kurgusal bir sığınak arar. Geçmiş, üstelik yaşamadığın bir geçmiş, zihin için mükemmel bir güvenli alandır. Çünkü o geçmişin sonunu bilirsin; orada belirsizlik yoktur. 80'lerin retro ışıkları ya da 90'ların o samimi kaset çalarlı dünyası sana tehlikesiz ve huzurlu gelir. Zihnin, bugünün karmaşasından kaçmak için hiç var olmadığın bir zaman dilimine "sanal bir taşınma" gerçekleştirir.

Kolektif Hafıza ve Estetiğin Büyüsü

Filmler, eski fotoğraflar, plaklar, retro filtreler... Biz geçmişi genelde "yontulmuş" haliyle görürüz. Kimse 1960’ların sıradan bir Salı günkü diş ağrısını ya da o dönemin sıkıcı bıkkınlıklarını filme çekmez. Bize kalan sadece o dönemin müziği, estetiği ve romantizmidir. Zihnimiz de bu estetik parçaları birleştirip kusursuz, masalsı bir zaman dilimi inşa eder. Sonra da o hayali cennetin dışında kaldığımız için içten içe bir burukluk duyarız.

Ruhun "Yanlış Yüzyılda Doğdum" Çığlığı 

Bazen bu his sadece bir nostalji değil, derin bir aidiyetsizlik duygusudur. Kendini ait hissettiğin değerlerin, estetik anlayışının ya da insan ilişkilerinin bu çağa uymadığını düşündüğünde, anemoia bir kaçış kapısı olur. "Ben bu dijital gürültünün değil, taş plakların ve mektupların zamanına aittim" düşüncesi, aslında bugünün yalnızlığına kılıf uydurma şeklimizdir.

İşin en büyüleyici kısmı ne biliyor musun? Belki de bundan 50 yıl sonra, henüz dünyaya gelmemiş bir genç de 2020’lerin fotoğraflarına bakıp, hiç yaşamadığı bu yılların özlemiyle için için anemoia hissedecek.

Zaman böyle garip bir illüzyon işte... Biz içinde bulunduğumuz anı yaşayamayıp geçmişin gölgelerine sığınırken, gelecek de bizim bugünümüze özlem duyacak.

Sen ne dersin, senin de "keşke o yıllarda yaşasaydım" deyip içinin sebepsizce sızladığı bir zaman dilimi var mı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ruhun Kadim Hafızası: Bazı İnsanları İlk Kez Görsek Bile Neden Çok Eskiden Beri Tanıyor Gibi Hissederiz?

​Arkeologların Masa Başında Unuttuğu Gerçek: Göbeklitepe Aslında Bir Korku Filmi miydi?

Aydınlığa Giden Gölgeler: Ruhun 'Ak' Tarafını Keşfetmek İçin Neden Önce Kendi Karanlığımızdan Geçmek Zorundayız?

Biz Kimiz ve Burada Ne Yapmaya Çalışıyoruz?