​Arkeologların Masa Başında Unuttuğu Gerçek: Göbeklitepe Aslında Bir Korku Filmi miydi?

 

Bugün size tarih kitaplarında anlatılan o sıkıcı, steril ve "insanlık yavaş yavaş gelişti" masallarını bir kenara bıraktıracak bir hikaye anlatacağım. Şanlıurfa’daki o gizemli tepeye, Göbeklitepe’ye gideceğiz. Ama bu sefer bir turist gibi değil, insan psikolojisini çözmeye çalışan birer dedektif gibi bakacağız.

​Çünkü orada, 12.000 yıl önce yaşanmış muazzam bir adanmışlık ve hemen ardından gelen büyük bir dehşet gizli.

​Ezberleri Bozan Gerçek: Önce İnanç Geldi!

​Yıllarca bize ne dediler? "İnsanlar önce tarımı buldu, yerleşik hayata geçti, karnını doyurdu, sonra boş vaktinde hadi tapınak yapalım dedi." Külliyen yalan! Göbeklitepe bu teoriyi yerle bir etti.

​Orada ne su vardı, ne ev, ne de tarım. İnsanlar hala avcı-toplayıcıydı. Urfa ovasının bereketiyle karınlarını doyurur doyurmaz, henüz kafalarını sokacak bir evleri bile yokken o devasa, üstü açık tapınakları diktiler. Yani insanoğlunun ilk derdi konfor değil, Yaratıcıya yönelmekti.

​Fiziksel olarak tıpkı bizim gibi olan (hatta biraz daha kısa) ama hayat şartları yüzünden çelik gibi kaslara sahip bu insanlar, 40 tonluk devasa "T" sütunlarını o dik tepeye taşıdılar. Peki, birbirinden bağımsız, vahşi doğada tek başına yaşayan küçük kabileleri bu susuz tepeye tonlarca su taşımaya, gece gündüz taş oymaya ne ikna edebilir?

​Elbette çok güçlü bir inanç ve herkesin saygı duyduğu karizmatik bir lider — belki de bir peygamber. İlk başta her şey çok temizdi; gökyüzünün altında, saf bir imanla ellerini bağlayıp Tek olan Yaratıcıya dua ediyorlardı.

​Aydınlıktan Karanlığa: Büyük Sapış ve Kafatası Kültü

​Fakat insanoğlunun en büyük zaafı burada da devreye girdi. Rehberlerini kaybeden toplumlar yoldan çıktı; temiz inanç yerini karanlık bir paganizme bıraktı. Artık görünmeyen Allah’a değil, o taşların kendisine, yıldızlara ve sütunların üzerindeki o ürkütücü vahşi hayvanlara tapmaya başladılar.

​İşte o an, Göbeklitepe adeta bir korku filmine dönüştü. Arkeologlar ne buldu biliyor musunuz? Özel olarak delinmiş, kesilmiş insan kafatasları!

​İnsanlar ölülerini toprağa gömmüyor, etlerini akbabalara yedirip temizlenen kafataslarını o tapınakların ortasına asıyorlardı. Etrafta büyülerin, cinlerin, ruh çağırma seanslarının havada uçuştuğu, şamanların insanları korkuyla köleleştirdiği karanlık bir tarikat düzeni kurulmuştu.

​"Hadi Beyler Yeni Dine Geçiyoruz" Demezsin: Büyük Kaçış!

​Ve gelelim tarihçilerin bir türlü tam açıklayamadığı, ama insan psikolojisine baktığınızda kabak gibi ortada olan o en büyük gizeme: Bu tapınakları kim, neden gömdü?

​Bazı uzmanlar "İnançları bitti, hatıra olsun diye düzgünce gömdüler" gibi romantik açıklamalar yapıyor. Hadi oradan! Hangi insan topluluğu yıllarca canını dişine takıp yaptığı devasa kutsal mekanı, tonlarca toprak taşıyarak kusursuzca gömer? İnsan sıkıldığı şeyi ya bırakır gider ya da yıkar.

​Burada net bir suç mahalli var. Belli ki o tepede çok kötü, insanı dehşete düşüren bir şey yaşandı. Belki toplu bir cinnet, belki feci bir salgın, belki de o çağırdıkları karanlık güçlerin yarattığı devasa bir korku...

​İnsanlar o kadar büyük bir dehşete kapıldılar ki, o laneti, o kötü ruhları ve peşlerine düşmesinden korktukları o gizemli gücü toprağın altına hapsedip mühürlediler. Oraya tonlarca toprağı yığdılar ki, o "kötü şey" oradan çıkıp peşlerinden gelemesin! Ve arkalarına bile bakmadan, o muazzam dehalarını, mimarilerini geride bırakıp küçük köylere dağılarak kaçtılar. Bir daha da asla öyle yapılar yapmadılar.

​Macera Henüz Bitmedi

​Bugün biz, o korkuyla mühürlenmiş toprağı yeni yeni sıyırıyoruz. Üstelik Göbeklitepe yalnız da değil; Şanlıurfa’da Karahantepe gibi 12 tane daha tepe keşfedildi ve kazıldıkça altından daha da ürkütücü heykeller çıkıyor.

​Göbeklitepe bize ilkel olmadığımızı, ilk insanın da en az bizim kadar zeki olduğunu kanıtladı. Ama en çok da şunu gösterdi: Zeka ve inanç, yanlış insanların elinde karanlık bir yola saparsa, insanoğlu kendi kurduğu düzenden korkup kaçacak hale gelebiliyor.

​Tarihin sıfır noktası, altındaki onlarca gizemli tapınakla hala uykuda ve bize geçmişin sırlarını fısıldamaya devam ediyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aydınlığa Giden Gölgeler: Ruhun 'Ak' Tarafını Keşfetmek İçin Neden Önce Kendi Karanlığımızdan Geçmek Zorundayız?

Geleceğin Sessiz Yankısı: Dejavu Sadece Bir Beyin Oyunu mu, Yoksa Ruhun Zamanı Aşma Çabası mı?

Zihnin Beyaz Perdesi: Her Gece Gittiğimiz O Gizemli Dünyayı, Uyandığımızda Neden Unuturuz?