Kâhin "Savaşı Kaybedeceksin" Dedi, Kral Kâhini Değiştirdi: İlk Yapay Zekâ Krizi
Şimdi diyeceksiniz ki, "Yapay zekâ mı? Kral mı? Ne alaka?" Dur, anlatayım.Bu yazıda tarihle dalga geçiyor gibi görünsem de aslında insanın kendine nasıl yalan söylediğini anlatıyorum. Sonunda kendinizi görürseniz benim suçum değil. 😄
Kroisos ve model karşılaştırması
Milattan önce 6. yüzyıl, Lidya Kralı Kroisos, yani "Karun kadar zengin" lafının sahibi adam. Parası o kadar çok ki sıkılmış. Komşu Pers İmparatorluğu'na saldırsam mı diye düşünüyor ama içi rahat değil.
Peki ne yapıyor? Bugün olsa bir tahmin modeline sorardı. O zaman kâhinlere soruyor, ama akıllıca: önce hangisinin gerçekten bildiğini test ediyor. Herodotos'un anlattığına göre elçilerini farklı kâhinlere gönderip "Kral şu an ne yapıyor?" diye sorduruyor. Kimse bilemiyor, bir tek Delphoi biliyor. Cevap da bayağı tuhaf: kral o sırada bronz bir kazanda kaplumbağa ve kuzu eti pişiriyormuş. (Evet, kaplumbağa. Birazdan Çin'e gelince hatırlayın.)
Adam kendi çapında model karşılaştırması yapmış, saygı duymamak elde değil. Kazanan Delphoi oluyor, Kroisos da sevincinden tapınağa kilolarca altın gönderiyor. Bugünün diliyle "premium abonelik" almış.
Asıl soru: Perslere saldırayım mı?
Kâhinin cevabı: "Halys Nehri'ni geçersen büyük bir imparatorluğu yıkacaksın."
Kroisos bayram ediyor. Ordusunu topluyor, nehri geçiyor, savaşıyor ve sonunda kaybediyor. Yıkılan imparatorluk kendisininki çıkıyor. Kâhin yalan söylememiş, sadece hangisi olduğunu belirtmemiş. Bugünkü karşılığı: "Tahminim doğruydu, senin yorumun hatalıydı."
Kroisos şikâyet ediyor, hem de tapınağa altın yığmış bir müşteri havasıyla. Cevap klasik: "Hangi imparatorluk diye sorsaydın." Yani müşteri hizmetlerinin en eski cümlesi: "Soruyu doğru sormamışsınız."
Bir de şu var: Kroisos aynı kâhine "Krallığım uzun sürer mi?" diye de sormuştu. Cevap: "Medlerin tahtına bir katır oturana kadar." Kroisos yine rahatlıyor, çünkü katır kral olmaz, değil mi? Meger Pers kralı Kyros'un annesi Med, babası Pers'miş. Yani melez, yani "katır". Kâhin yine yalan söylememiş, Kroisos yine sadece duymak istediğini duymuş. İki kere aynı tuzağa düşmek de bir yetenek.
Romalılar: Kâhinin işi hayvanın içinde
Şimdi Roma'ya gelelim, orada işler biraz daha... organik. 😅
Romalı generaller sefere çıkmadan önce haruspis adı verilen kâhinlere başvurur, kurban edilen hayvanların ciğerlerine bakarak geleceği okumaya çalışırlardı.
Şimdi gözünüzde canlandırın: Ordu binlerce askerle sırada bekliyor, komutan kâhine soruyor: "Durumlar nasıl?" Kâhin ciğeri inceliyor, yüzü simsiyah oluyor: "Komutanım... Ciğerin durumu fena. Bu sefer hüsran, damarlar ters dönmüş, kesin yeniliriz."
Normal bir komutan risk almaz ama Romalı komutan hemen masayı yumrukluyor: "Sen bugün iyi bakamamışsın, beslenmene dikkat etmemişsin, sistemi yanlış okudun. Git, yeni bir koç kurban et ve baştan bak!"
Bugünkü "ChatGPT saçmaladı, hadi sohbeti sıfırlayıp baştan sorayım" tavrının antik Roma şubesi tam olarak budur. İstediğimiz yanıtı alana kadarki o sınırsız döngü!
Çinliler: Kaplumbağa kabuğuna soru sorma sanatı
Şimdi dünyanın öbür ucuna, Çin'e gidelim. Milattan önce 1200'ler, Şang Hanedanı dönemi. Kâhinlik burada biraz daha "teknik destekli."
İşleyiş şöyle: Kral bir soru soruyor. "Bu yıl hasat iyi olur mu?", "Savaşa çıkalım mı?", "Yağmur yağacak mı?" hatta "Kralın diş ağrısı geçecek mi?" (Evet, gerçekten diş ağrısı soruları var. İnsanlık değişmiyor.) Kâhin kaplumbağa kabuğunu ya da öküz kürek kemiğini alıp arkasında küçük çukurlar açıyor, oraya kızgın bir çubuk değdiriyor. Isıdan kabukta çatlaklar oluşuyor ve kâhin bu çatlakların şekline bakıp cevabı yorumluyor.
İşin en güzel yanı, soruları kabuğun üzerine yazmaları. Bazen sonucu da. Yani elimizde üç bin yıldan eski "soru, tahmin, sonuç" kayıtları var ve bunlar Çin yazısının bilinen en eski örnekleri sayılıyor. Kral geleceği bu kadar merak etmese, belki bugün elimizde o kadar eski bir Çince yazı olmazdı.
Üstelik bazı kayıtlarda aynı konu iki biçimde soruluyor: "Yağmur yağacak" ve "Yağmur yağmayacak." Bunun tam olarak neden yapıldığı tartışmalı, ama zaten cevaplar iki seçenek arasında dönüyorsa kıvırmak kolay. Kroisos'un yaptığının Çin versiyonu gibi: cevap hoşuna gitmediyse bir daha çatlat.
Büyük İskender: Cevap hoşuna gitmedi mi? Zorla aldırırsın
Bu hikâyeyi çok seviyorum, çünkü Kroisos'un "duymak istediğimi duydum" halinin bir üst seviyesi: duymak istediğini zorla söyletmek.
Milattan önce 4. yüzyıl. Genç İskender, Perslere sefer açmadan önce yine bizim Delphoi'ye geliyor. Tek sorun şu: Kâhin hanım, yani Pythia, yılın sadece belli günlerinde kehanet veriyor ve İskender'in geldiği gün "kapalı" günlerden. Kadın nazikçe "Bugün kehanet yok, başka gün gel" diyor.
İskender'in cevabı tam bir yönetici refleksi. Plutarkhos'a göre kadını tutup tapınağa sürüklemeye başlıyor. Kadıncağız da herhalde "Bu çocukla tartışılmaz" diyerek şunu söylüyor: "Evladım, sen yenilmezsin." İskender bırakıyor ve "İstediğim kehanet buydu" diyor.
Yani adam cevabı beklememiş, kendi eliyle yazdırmış. Bugünkü karşılığı: yapay zekâya "Bu fikir harika, değil mi?" diye sorup "Şu kısım riskli" cevabı gelince "tekrar üret" tuşuna basıp beğendiği cevap çıkana kadar basmak. 😅
İskender sefer boyunca gerçekten yenilmedi. Ama bu kâhin haklı çıktığı için değil, İskender İskender olduğu için. Kehanet tutmuş sayılır, ama kaydın altına "kâhin ikna edilerek alınmıştır" notu düşmek lazım.
🐔 3. Antik Roma’nın "Kutsal Tavuk" Krizi: "Yemek İstemiyorsa Bırakın İçsinler!"
Bir de Roma'nın kutsal tavuk meselesi var, favorim bu.
Antik Roma'da savaş kararları alınırken devletin en üst düzey yapay zekâsı olarak "kutsal tavuklar" (pulli auspicii) devreye girerdi. Rahipler bu tavuklara önlerine atılan yemleri nasıl yediğine bakarak geleceği okurdu. Tavuklar iştahla yem yerse sefer zaferle sonuçlanacak, yemezlerse felaket kapıdaydı.
Milattan önce 249 yılındayız... Birinci Punic Savaşı sırasında Roma komutanı Publius Claudius Pulcher, Kartaca donanmasıyla savaşmaya hazırlanırken kutsal tavukların önüne yem atılır. Tavuklar streslidir, ortama alışamamıştır, gagalarını bile kıpırdatmaz, yemleri yemezler!
Normal bir komutan tırsar, "Eyvah sistem hata verdi, sefere çıkmayalım" der, değil mi? Ama bizim Pulcher sinirden deliye döner. Tavukların yemediğini görünce kâhinlere bağırır:
"Madem yemeyi reddediyorlar, o zaman denize atın da biraz su içsinler!"
Adam tavukları denize fırlatır ("Eğer yemek istemiyorlarsa bırakın içsinler!" diyerek). Sonuç mu? Roma donanması o savaşta tarihin en büyük bozgunlarından birini yaşar, donanma darmadağın olur. Pulcher’in bu "hata veren yapay zekâyı kafaya göre manipüle etme" çabası, Roma tarihine milyarlık bir bug olarak yazılır. Bugün "Sunucu çöktü ama kod çalışıyor" diyen yazılımcıların ruhani atası kesinlikle bu adamdır!
Kroisos'un hikâyesi burada bitmiyor
Kroisos yenilince Pers kralı Kyros'a esir düşüyor ve Herodotos'a göre Kyros onu odun yığınının üstünde yakmaya karar veriyor. Tam ateş yakılırken Kroisos üç kere "Solon!" diye inliyor. Kyros merak ediyor: Kim bu Solon?
Meğer yıllar önce Atinalı bilge Solon, Kroisos'u ziyaret etmiş. Kroisos ona sarayı, altınları göstermiş, "Sence dünyanın en mutlu insanı kim?" diye sormuş. Yani "beni onayla" sorusunun bir başka versiyonu. Solon ise "Kimseye ölmeden mutlu denmez" demiş. Kroisos o gün adama gücenmiş. Şimdi ateşin başında haklı olduğunu anlıyor.
Hikâyeye göre Kyros o kadar etkileniyor ki ateşin söndürülmesini emrediyor, ateş sönmüyor, Kroisos Apollon'a yakarıyor ve yağmur boşanıyor. Kroisos sağ kurtuluyor ve Kyros'un danışmanı oluyor. Yani kral, hatasından ders çıkarıp bunu meslek edinmiş. Bugün LinkedIn'de "yenilgiden danışmanlığa" diye paylaşılırdı. (Tarihçiler bu kısmın efsane tadı taşıdığını söylüyor, ama güzel hikâye, bozmayalım.)
Kral değişti, insan değişmedi
Bir merdiven düşünün. En altta Kroisos: cevabı yanlış anlıyor. Ortada Çinliler: hoşuna gitmeyen cevabı bir daha çatlatıyor. Daha yukarıda Pulcher: kötü haber veren tavuğu suya atıyor. En üstte İskender: cevabı zorla söyletiyor. Hepsi aynı şeyi yapıyor: soruyu bilgi almak için değil, onay almak için soruyor.
Kâhinler, tavuklar, ciğerler, kaplumbağa kabukları hiçbir zaman sorunun kendisi değildi. Sorun, cevabı önceden seçmiş insandı.
Bugün de aynısını yapıyoruz: Arkadaşına "Bence bu adam bana uygun değil, değil mi?" diye sorup "Evet" cevabını bekleyen, hava durumu yağmur dese de şemsiyesiz çıkan, uygulama "Bu rota 40 dakika sürer" derken "Ben kestirmeyi bilirim" diyen biz.
Kral değişmiş, tavuk değişmiş, kaplumbağa kabuğu yerini algoritmaya bırakmış ama insan aynı. Kroisos ateşin başında öğrendi. Biz hâlâ öğrenmeye çalışıyoruz, şimdilik şemsiyesiz. ☔
Peki ya bugün? Kâhinlerden algoritmalara giden bu yolculuğun devamını oku..."

Yorumlar
Yorum Gönder