Neden Bir Koku Bir Fotoğraftan Daha Güçlü Hatırlatır?
O kadın kimdi, hatırlamıyorum bile. Ama o an, o saniye, bana bambaşka bir zamanı geri verdi. Garip olan şu: aynı şeyi bir fotoğraf yapamaz. Dedemin bahçesinin elli tane fotoğrafını görsem, "evet, güzelmiş" derim, uzaktan bakarım. Ama o koku beni oraya koydu. Sadece hatırlamadım, oradaydım.
Sen de yaşamışsındır bunu, değil mi? Bir kokuyla aniden başka bir zamana düşmek. Peki neden fotoğraf bunu yapamıyor da bir koku yapabiliyor?
Beyninize kestirmeden giren tek duyu
Bunun aslında bir açıklaması var, hem de oldukça şiirsel bir açıklama. Görme ve işitme, beyninize girerken önce talamustan geçiyor — bir nevi trafik polisi araya giriyor, "dur bakayım bu bilgi nereye gidecek" diyor, sonra ilgili bölgelere yönlendiriyor.
Koku öyle değil. Doğrudan, hiç durmadan, hafızanın ve duyguların merkezi olan bölgelere gidiyor. Yani beyninize kapıdan girmiyor, bahçe kapısından atlıyor resmen. Belki de bu yüzden bir koku bizi "hatırlatmıyor", direkt geri götürüyor.
Aradaki fark küçük görünür ama değil. Hatırlamak bir mesafe ister — sen buradasın, o an oradaydı, ikisi arasında bir köprü kuruyorsun. Koku o mesafeyi tanımıyor. Köprüyü yakıyor, seni doğrudan karşı kıyıya bırakıyor.
En sinsi olanı, en sıradan olanıdır
İlginç bir şey daha var: bizi en çok vuran kokular genelde en özel anların kokuları değil. Düğün gününün parfümü değil seni ağlatan — bir kışlık montun nemli yün kokusu, eski bir defterin sayfaları, belirli bir marka bulaşık deterjanı oluyor bazen.
Çünkü o kokular arka planda kalmış, fark edilmeden hayatının dokusuna işlemiş. Onları hiç "biriktirmeye" çalışmamışsın. Tam da bu yüzden saf kalmışlar — üzerlerinde hiç nostaljinin cilası yok, kimse onları bir anı haline getirmeye çalışmamış. Sadece oradaydılar, sen de oradaydın, ikisi birbirine karışmış.
Bu da biraz can sıkıcı bir gerçeği hatırlatıyor: en kıymetli anılarımızın çoğu, yaşarken "bu bir anı" diye etiketlemediğimiz anlar. Kamerayı hep büyük günlere çeviriyoruz, ama beynimiz sessizce bir salı akşamının kokusunu kaydediyor.
Belki de mesele hafıza bile değil
Bir koku seni geçmişe götürdüğünde, aslında geri gelen sadece bir görüntü değil — bir duygu durumu geliyor. O yaşta neye güvendiğin, neyden korktuğun, kim olduğuna dair o dönemki his. Sanki geçmiş sen, şimdiki senin omzuna dokunup "unutma, ben de buradaydım" diyor.
Bu da beni şuna götürüyor: belki koku aslında geçmişi hatırlatmıyor, şu anki sana bir şey gösteriyor — o zamanki halinle bugünkü halin arasında hâlâ bir çizgi olduğunu. Değişmişsin ama kopmamışsın. Bir yerlerde hâlâ o ayranı içen çocuk var, sadece artık markette süt almaya gidiyor.
Seni son geri götüren koku neydi? Ben hâlâ merak ediyorum kimdi o kadın, hangi parfümü sürüyordu — ama sanırım hiç öğrenmesem daha iyi. Bazı kapılar kapalı kalınca daha güzel açılıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder