Bütün Fişleri Çekmek İstediğiniz O An: Yalnızlık, Gürültü ve İçimizdeki Sessiz Oda
Şöyle yavaşça arkanıza yaslanın, kahvenizin dibinde kalan son telvelere çok takılmayın. Bugün biraz daha derine, yüzeyin altındaki o karanlık ama acayip huzurlu sulara dalacağız.
Hani bazen günün en hareketli saatinde, ortalık insan kaynarken, telefonlar aralıksız çalıp dururken birden içimizden bir ses “Ben burada ne arıyorum ya?” diye sorar ya... İşte orası, tam olarak dış dünyanın sesini kışıp içerideki radyonun sesini açtığımız o andır.
Modern Dünyanın Gürültülü Satanistleri
Etrafımız ne kadar kalabalık değil mi? Sosyal medyada binlerce takipçi, iş yerinde sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı, akşam eve gidince "şunu da izleyeyim, bunu da kaçırmayayım" koşuşturması... Dijital çağın bize sattığı en büyük yalan şu: "Eğer sürekli bağlantıda kalmazsan, eksilirsin."
Yalan! Eksilmiyoruz aksine şişiyoruz. Kafamız o kadar çok "başkasının hayatı, başkasının fikri, başkasının gürültüsüyle" doluyor ki, kendi sesimizi duyamaz oluyoruz. İnsan, kendi iç sesine yabancılaşmasından daha büyük bir gurbet yaşayabilir mi şu hayatta?
Dijital Ormanda Kaybolmak
Düşünsenize, eskiden insan yalnız kalmaktan korkardı; şimdi ise yalnız kalabilmek en büyük lüks haline geldi. Birkaç dakika sessizlikte otursak, elimiz hemen o lanet olası cama –yani telefona– gidiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü sessizlik acıtır. Sessizlik, yüzleşemediğimiz gerçekleri masaya koyar.
“Mutlu musun gerçekten?” der içerideki o ses. “Bu koşturmaca kime?” der. Biz de o soruların sesini bastırmak için tekrar açarız ekranı, tekrar dalarız o yapay kalabalığa.
Bir Fiş Çekme Hikayesi
Aslında arada sırada her şeyi, herkesi, o modern dünyanın bize biçtiği tüm rolleri bir kenara koyup "ben yokum ya" diyebilmek lazım. Hani ne iş, ne sorumluluk, ne "ayıp olur" kaygısı... Sadece var olmak.
Belki de ruhumuzun o kadar çok şeye ihtiyacı yok ha? Biraz toprak, biraz sessizlik, rüzgarın yapraklara değdiği o hışırtı ve en önemlisi kendi gürültümüzden kaçıp kendi limanımıza sığınabilmek...
Neden varız, nereye gidiyoruz sorularını sabaha kadar tartışabiliriz ama günün sonunda hayat dediğimiz şey, o kalabalığın içinde kaybolmak değil; o kalabalığın gürültüsüne rağmen kendi içindeki o sakin adamı/kadını bulabilmekte saklı.
Hadi bakalım, bugün kendinize bir iyilik yapın. Beş dakika bile olsa bütün pencereleri kapatın, telefonu sessize alın ve sadece durun. Dünyanın batmadığını, aksine sizinle birlikte nefes almaya başladığını göreceksiniz.
Siz ne zaman en çok yalnız hissettiğinizi fark ediyorsunuz? Kalabalıklar içinde mi, yoksa gerçekten başınızı yastığa koyduğunuz o sessiz odada mı?

Yorumlar
Yorum Gönder